Vitis

Vitis
In vino veritas

24 Ağustos 2007 Cuma

Eski Canlılar Bilimi "Paleontoloji" nin Bilim Tarihindeki yeri

Paleontoloji ya da eski canlılar biliminin tek öğesi fosil, klasik çağdan günümüze insanların ilgisini çekmiş, bu konuyla uğraşan bir çok düşünür ve bilim adamı yüzyıllara damgasını vurmuştur. Klasik dönemde Thales ve diğerleri, Roma da Pillinius başlangıcın önemlileridir. 12. asır ve o dönemler ile orta çağda bu konuyla uğraşanlar ya da ilgi duyanlar, kayaların içinde bulunun fosil kalıntılarının kökenlerin hakkında devamlı teolojik kanıtlar aramış, bunların oluşumunu çoğu zaman kutsal kitaptaki tufana bağlamıştır. Bu görüş aydınlanma çağına kadar sürecektir. Fosil kelimesi ilk kez 17. yüzyılda Agricola tarafından bilim literatürüne sokularak kullanılmıştır. 19. yüzyılda ise paleontoloji ilk kez bir bilim dalı olarak kabul edilir. Evrim kuramının fırtınalar kopartmasından sonra fosillere olan bilimsel istek artmış, fosiller evrim kuramının savunabilen tek doğa objeleri olmuştur. Lyell ve Darwin den başlayarak paleontoloji nin yükselişi gerçekten muhteşem olmuş birçok alt disiplin bu gelişim içinde yerini almıştır. Günümüzde bir dinozor ya da insan fosili veya canlılığın ortak atalarına ait yeni bir keşif, devamlı yeni heyecanlar yaratacak ve bilim dünyasını meşgul edecektir.
Klasik Dönem
M.Ö 610-425 yılları arasında yaşayan filozoflar Thales, Anaximander, Pythagoras, Xenophanes ve Herodotos karalarda bulunan denizel canlı kalıntılarına bakarak, karaların bir zamanlar deniz altında olabileceklerini öne sürdü. Ancak bu görüş, yüzyıllar boyunca unutulacaktı.
Xenophanes, ilk olarak, karaların iç kısımlarında ki denizel canlı kalıntılarını fark eder. Bulduğu defne yaprağı izleri ile, paleobotaniğin ilk gözlemini gerçekleştirdi. Antik çağda doğa bilimlerine olan ilgi çok fazladır. Bunun sonucu birçok düşüncenin ve yanlışlamanın, dolayısıyla bilimin temelleri bu dönem düşünürleri tarafından ortaya atılmıştır. Özellikle Milet doğa tartışmalarının yapıldığı Anadoluda’ki ünlü yerler arasında yer alır.
Roma Dönemi
Genelde askeri ve mühendislik çalışmaların yoğun olduğu bir dönemdir Roma. İmparator Augustos’un, kemik koleksiyonu yaptığı, Aslında tarihçi olan Suatonius (110) un da büyük hayvan kalıntılarını incelediği bilinir.
Plinius (23-79) “Doğa Tarihi” adlı bir eser yayınlamıştır. Eserde fosil köpek balığı dişleri, ay tutulması sırasında gökten düşmüş olan taşlaşmış dillerdir (glossepetra) diye bahsedilir. Tertullianus, 155-200 eski canlı kabuklarının karalarda bulunuşunu suların eski yayılımları ile açıklamaktadır. Eusebius, 265-340 Lübnan’da suda yaşayan fosil hayvanlardan bahsetmiştir. Olympiodoros, un daha basit bir görüşü vardır. Deniz kıyılarındaki deniz kabuklarının rüzgarlarla karalara taşındığı düşüncesindedir.
İbn-i Sina, fosilleri plastik bir kuvvet sonucunda oluştuğunu düşünmektedir. 9. ve 10. yüzyıllarda, Volga pazarlarında, büyük olasılıkla Sibirya Mamutlarına ait fosil fildişleri satılmaktadır.
İlk Çağ Dönemi
Albertus Magnus 1193-1280, Paris kalkerlerinin fosillerini gözlemlemiş bunların, günümüzde var olmayan, bir zamanlar denizlerde yaşamış varlıklar olduğunu açıklamıştır.
Arozzolu Ristoro, dağlarda bulunan balık ve kabuk kalıntılarının, kutsal kitapta bahsedilen büyük tufanın kanıtları olduğunu belirtmektedir.
16.yy’da Paleontoloji
Bu yüzyılda da Vinci, Agricola, Gesner ve Colonna dikkati çeker. Eski yaşam kalıntıları ilgili düşünceler ve ortaya atılan görüşler gelecek yüzyıllarda ki ünlü hipotezlere kaynak oluşturacaktır.
Leonardo da Vinci, 1452-1519
Diğer bir çok bilim dalında olduğu gibi Paleontoloji ve evrim üzerine yaptığı çalışmaları önemlidir. Bir çok araştırmasında bu konuya öncülük etmiştir. O dönemlerde deniz fosilleri ile ilgili yaygın görüşlerin tersine, yaptığı gözlemlerle bu fosillerin büyük tufan ile dağlara taşındığına ya da toprağın içinde kendiliğinden yetiştiği düşüncesine karşı çıkar. Deniz kabukluları öldükten çok sonra dağların oluşabileceğini ileri sürmesi gelecekte ortaya atılacak önemli hipotezlere ışık tutacaktır. 1669 Nicholaus Stenonius’dan çok önce süperpozisyon ilkesini sezinledi, kayaların yaşlarına göre en alttan üste doğru dizildiğini çalışmalarında not etti. Paleontoloji ve Jeoloji üzerinde yaptığı bir çok eseri kayıptır.
George Bauer / Agricola, 1494-1555
Mineraloji ve metalurji’nin babası sayılır. “Fosil” kelimesini ilk kez, De Natura Fossilium, 1546 adlı yapıtında kullandı. Bu nedenle de Paleontoloji dünyasında da önemli bir yere sahiptir. Hemen hemen tüm yapıtlarda, bu kelimenin, “Topraktan çıkarılan cisim” anlamında “Agricola” tarafından kullanıldığı belirtilmektedir.
Conrad Gesner, 1516-1565
Doğa bilimleri içindeki ilgi alanı bitkilerdir. Zoolog da olan Gesner’in en önemli eserleri dörtayaklılar, kuşlar, balık ve yılanlar üzerinedir. Bitkilerin ve hayvanların kayaların içinde nasıl yer aldığı hakkında düşünceleri vardır. Mineral ve kayalarla birlikte genel bir isim olarak “Fosil” i kullanarak “De Omni Rerum Fossilium” adlı yapıtını yayınlar. Bitkilerin, taşların, fosillerin, minerallerin ve de neolitik, paleotik dokümanların da içinde yer aldığı Mineral alemini 15 sınıfa ayırarak, bunları ayrı ayrı tanımlamış ve ilk Avrupa Fosil koleksiyonu kataloğunu yayınlamıştır.
Fabio Colonna, 1567-1650
17. y.y başlarında Roma da botanik ve doğa bilimlerinin öncüsüdür. Özellikle egzotik bitkilere ait bir çok basılmış tanım ve şekilleri vardır. Fosiller arasındaki basit izleri ya da dış kalıpları, iç kalıplardan ayırt ederek bunların önemleri üzerinde durur. Fosil biliminde bu iki terim önemlidir. İç kalıp fosilleşen canlı hakkında çok genel bilgi verir. Dış kalıp ise o canlının tüm bilgilerinin vermesi bakımından fosiller arasında önemli bir yere sahiptir. Bu farklı iki fosil oluşumu hakkındaki düşünceler ilk kez Colonna tarafından açıklanmış, fosil sözcüğü ilk kez bu çağda geniş anlamda kullanılmıştır. İlk fosil derlemesi Colonna’ ya, ilk fosil koleksiyonu kataloğu da Gesner’e aittir. Ancak yine de fosiller, doğanın bir oyunu ya da kutsal kitapta bahsedilen tufandan geriye kalanlardır.
17.yy’da Paleontoloji
Doğa bilimlerine ilgi gittikçe artmaktadır. Döneme damgalarını vuranlar. Kircher, Ray, Hooke, Steno ve ilginç olayların içinde yer alan Beringer’i sayabiliriz. Özellikle Steno nun, doğa bilimlerine getirdiği düşünce bazındaki yenilikler gelecekte büyük çığır açacak boyutta olacaktır. 17. yüzyılda fosil’in önemi ilk kez Steno tarafından belirtildi ve bu 21. yüzyıla kadar geldi. Özellikle Glossopetra (dil taşının) çökel ve yaşam ilişkisi ile bağdaştırması konusundaki görüşü ve köpekbalığı dişinin nasıl olup da katı bir taşın içine girdiği konusundaki makalesi “Katılar içinde doğal olarak bulunan katılar hakkında Bir teze medhal”, halen değerini kaybetmemiştir. Fosiller ilk defa mikroskop altında incelenmiş ve foraminiferler keşfedilmiştir. Süperpozisyon teorisi ile kayaların ve fosiller ile ilgili ilk bağıl yaş tanımı bu yüzyılın önemli görüşleri arasında yeralır.
Athanasius Kircher, 1602-1680
Doğa bilimleri, matematik, Egyptoloji, müzik, akustik, optik, teoloji, manyetizma üzerinde çalışmaları da olan Kircher ‘in Fosillerle ilgili iddialı teorisinde fosillerin doğada bir tür mutasyona uğrayarak şekillenmiş canlılar oldukları fikrini savunmaktadır ki bu ilerideki araştırmalarda çığır açacak bir görüş olarak bilinecektir.
John Ray, 1628-1705
17.yy’da, topraktan çıkartılan hemen hemen tüm nesneler fosil olarak biliniyordu. John Ray, fosillerin, artık dünya üzerinde var olmayan bazı canlı varlıkların kalıntıları olabileceğini düşündü. Yaşadığı çağda ki teolojik inançlara göre, türlerin yok oluşu imkansızdı. Çağında fosillerle ilgili ileri sürülen diğer bir sav, fosillerin, hayat bulamamış tohumlar olduğu idi. “Fosiller tohumlar ise niye gerçek canlılara bu kadar benziyordu”? Büyük tufan yüzünden fosillerin dağlara gömülme savını da red etti. Bu sava göre sular aniden tüm dünyayı kaplamalı ve aynı şekilde geri çekilmeliydi. Bu olay, Ray ’in doğa kanunu anlayışına oldukça tersti. Ray, fosilleri incelemek için akıllıca bir metot da bulmuştu. Sahilde bir ateş yakıyor, bulduğu taşları ateşe attıktan sonra, suya daldırıyordu. Bazen fosiller kırılsa da, bu işlem fosillerin taşlardan ayrılmasını sağlıyordu.
Robert Hooke, 1635-1703
17.yy’ın belki de en büyük deneysel bilim adamıdır. Fizik, astronomi, kimya, biyoloji, mimari, denizcilik teknolojileri üzerinde yaptığı çalışmalar kadar paleontoloji ve jeoloji ile de ilgilenmiştir. Böcek, sünger, foraminifer, kuş tüyleri ve bryozoanları çağının en gelişmiş mikroskopları ile incelemiş, 1665 de yayınladığı Micrographia adlı yapıtı ile biyoloji alanında ünlenmiştir. Fosilleri mikroskop altında inceleyen ilk bilim insanıdır. Güncel bitki ve deniz kabukluları ile fosilleri karşılaştırmalı olarak incelemiştir. Leonardo Da Vinci’nin fikirlerinden etkilenen Hooke, fosilleşme süreçleri ile ilgili düşünceleri ile, Dünya’nın ve yaşamın tarihinde fosillerin yol gösterici olduğunu belirtmiştir.
Darwin’den yaklaşık 150-200 yıl önce, “Eskiden var olan organizmaların artık güncel olmadığı” savını ortaya atmıştır.
Nicholaus Stenonis / Steno, 1638-1686
Çok kısa süren bilimsel kariyerinde Steno, paleontoloji ve jeoloji’nin gelişiminde önemli çalışmalar yaptı. Steno, glossopetrae (dil taşı) ile köpek balıklarının dişleri arasında ki benzerliği fark etmiş, bundan sonra ki çalışmalarını, taş ve kayaların içindeki taşlaşmış cisimlere yöneltmiş, 1669’da “De solido intra solidum naturaliter contento dissertationis prodromus” adlı makalesini yayınladı. Türkçesi: “Katılar içinde doğal olarak bulunan katılar hakkında bir teze medhal” Bu makalede bir taş ile canlı arasındaki ilişkiyi taşın oluşum süreçleri ile açıkladı. Bu jeolojiye ve fosil kavramına yeni bir boyut kazandıracaktır. Ayrıca stratigrafi’nin babası olarak da kabul edilen Steno, süperpozisyon ilkesini ortaya koyarak jeoloji’ye ilk kez bağıl zaman kavramını getirdi.
Martin Lister, 1638-1712
Genellikle mollusklar üzerine çalışmış, bu ilgisi onu fosillerin kökenlerine üzerine yapılan tartışmalara taşımıştır. Dağlarda fosillerin bulunmasına sebep olarak, büyük tufanın gösterilmesine karşı çıkmış, bunların organik kökenli olmadıklarını, yalnızca organiklere benzeyen tuhaf taşlar olduğunu öne sürmüştür. Daha sonra jeoloji ile ilgilenmiş, fosillerin stratigrafide kullanımının ne şekilde olacağını geliştirmiştir.
Agustino Scilla, 1639-1700
Jeoloji ve paleontoloji’nin klasik kişilerindendir. 1670 tarihinde yayınladığı “Vain Speculation Undeceived by Sense ” adlı eseri ile tanınır. Glossopetrae ların kökeni ile ilgili buluşu Steno’nun önce davranması ile geç kalmıştır.
Robert Plot, 1640-1696
Büyük olasılıkla Megalosaurus’a ait olduğu sanılan ilk dinozor fosili 1676 yılında Robert Plot tarafından bulundu. Plot, kemiğin, Romalıların İngiltere’yi işgali sırasındaki bir file ait olabileceğini düşündü.
Edward Lhwyd (Floyd), 1660-1709
Botanikçi Floyd mollusk ve fosillerin kataloglanmasında Lister’e yardımcı olduktan sonra, Bu konu birincil ilgi alanı oldu. Fosillere olan ilgisi onu jeolojiye yöneltti, 1699 da yayınladığı fosil illüstrasyonlarının bulunduğu “Lithophylacii britannici ichnographia” adlı eserinin altı bölümünü j eolojiye ayırdı.
John Woodward, 1665-1728
İlgi alanı, doğa tarihinden antikalara kadar oldukça geniş bir yelpazedeydi. Mineraller, bitkiler ve özellikle fosiller üzerinde çalıştı. 1695 de ününü yakaladığı “Essay Toward a Natural History of the Earth” adlı makalesindeki teorisi, kaya katmanlarının, içlerinde gömülü olan fosiller yardımı ile tayin edilmesiydi. Fosillerin, bir zamanlar yaşayan hayvan ve bitkilerin kalıntıları olduğuna ve spesifik kaya formasyonları ile bağlantılı oldukları konusunda iddiada bulundu. Geniş bir fosil ve mineral koleksiyonu topladı ve bunları, “Naturalis historia telluris” ve “Fossils of All Kinds Digested into a Method” adlı eserlerinde sınıflandırmaya çalıştı.
Johann Bartholomeos Adam Beringer, 1667-1740
Meslektaşları tarafından üretilen sahte fosiller’i gerçek zannederek, bu fosilleri tanımladı ve “Lithographiae Wirceburgensis” adlı bir eserde yayınladı. Uğradığı şakayı anlayınca, eserinin kopyalarını geri toplamaya çalıştı. Beringer fosillerin oluşumuna dair bir kaç teoride bulundu: Ona göre fosiller plastik kuvvetler sonucunda değişime uğramış varlıklardı, Taşların içindeki tohum veya yumurtalardan çıkıp yetişen canlılardı, ya da kutsal kitapda bahsedilen tufanda geri kalanlardı.
Johann Jakob Scheuchzer, 1672-1733
İsviçreli ünlü fizikçi ve doğa tarihçisi Scheuchzer, 1725 yılında, kireçtaşında büyük bir omurgalı iskeleti buldu ve “Homo Diluvii Testis” diğer adı ile “Büyük tufanın tanığı olan insan” olarak adlandırdı. Daha önce gördüğü hiçbir fosile benzemeyen, kafa ve kemik yapısı ile insana benzeyen bu iskelet, Scheuchzer’e göre, ancak büyük tufanda boğulmuş bir insana ait olabilirdi. Nuh tufanın kanıtlarını bulma yönündeki çabalara katkı sağladı. Fakat, bir yüzyıl sonra Cuvier, bunun bir semender fosiline ait olduğunu açıklayacaktı.
18.yy’da Paleontoloji
Paleontoloji’de iyi gözlemlerin, yorumların ve düşüncelerin ortaya çıktığı yüzyıl da Evrim düşüncesi filizlenmeye başlasa da ifade edilebilmesi için bir yüzyıl daha bekleyecektir. Bu yüzyılın önemli bilim olayları arasında taksonomi sayesinde doğa bilimlerinde özellikle zooloji ve botanik de ve bunların fosillerinde kısacası paleontoloji de hiyerarşik bir düzene geçilmesi gelir. İsveçli botanikçi Linne nin gerçekleştirdiği “Bi nominal nomenklatür” “İkili adlama” halen kullanılan bir sistem olarak devam etmektedir. Cuvier’nin katastrofizm ile Lamarck’ın Transformizm (Dönüşümcülük) teorilerinin tartışılması 19.yy’a değin devam edecektir.
Georges Louis Le Clerk Comte de Buffon, 1707-1788
Aydınlanma çağının önemli bilim adamıdır. 44 ciltlik “Historia naturelle” (Doğa tarihi) yapıtında, doğa terimini en geniş anlamda almış. İnsan, memeliler, kuşlar, biyoloji, mineraloji, jeoloji konularına yer vermiştir. Bu çalışmalarında bilimi, metafizik ve dinden ayrı tutmaya çalışır. Stratigrafi prensipleri, bitki ve hayvan fosilleri ile ilgili şüphe duymamış, deniz fosillerinin varlığının, şimdiki karaların bir zamanlar deniz altında olduğunun kanıtı olarak göstermiştir. Katastrofizim’e karşı çıkmış, doğa olaylarının sürekli ve yavaş olarak milyonlarca yıl devam ettiğini söylemiştir. Dünyanın yaşının 3 milyon yıl kadar olduğunu, dünyanın, diğer gezegenler gibi, güneşten kopan parçaların soğuması ile oluştuğunu söylemiştir. Soğumadan sonra tüm dünyayı denizlerin kapladığını, ve yeryüzü şekillerinin bu şekilde oluştuğunu düşünmüştür.
Carolus Linnaeus / von Linne, 1707-1778
Linne bu yüzyılın en önemli bilim adamlarından biridir. Uzun yıllar karmaşık bir şekilde devam eden doğa nesnelerine (özellikle bitkilere) ad verilmesi, Linne ile birlikte son bulmuştur. Oluşturduğu “ikili adlama / binominal nomenklatur” ile canlıların bir cins ve de bir tür adının olduğunu belirtmiş ve geliştirdiği hiyerarşik sistemle canlıları sınıflanabilir bir sistem içinde incelenmesini sağlamıştır ve bu çalışmaları ile de Taksonomi’nin babası olarak bilinir. Çalışmalarının tümünü 1735 yılında “Sistema Naturae” da yayınlamış ve bilim dünyasının unutulmayanları arasında yerini almıştır.
Jean Baptiste de Monet Chevalier de Lamarck, 1744-1829
Evrim teorisine giden yolda önemli bir basamaktır. Dönüşümcülük (Transformizm) kuramı ile tanınır. Canlıların evrimini, yaşam boyu kazanılan özelliklerin kalıtımıyla yeni kuşaklara aktarılması ve türlerin birbirine dönüşmesi ile açıklamıştır. Cuvier’in Katastrofizm teorisine karşı çıkar. Yerkürenin oluşumu için sınırsız bir zaman gerektiğini, tortul kayaların organik kökene sahip olduğunu, eski iklim değişiklerini hesaplamada da fosillerin önemini belirtmiştir. Fosilleri inceleyerek, bazılarının milyonlarca yıl değişmeden kaldığını, diğerlerinin ise değiştiğini açıklayarak fosil organizmaların soyunun tükenmediğini, bunların yaşayan aynı soydan gelen kuşaklara biçim değiştirerek geçtiği düşüncesini savunmuştur.
Georges Leopold Chrétien Dagobert Cuvier, 1769-1832
Zooloji, karşılaştırmalı anatomi ve Paleontolojinin önemli ismidir. Kalkerli tortullardan bir çok fosil toplamış, bugünkü hayvanlarla karşılaştırmıştır. Farklı jeolojik tabakalarda, hayvanların farklı yapılar sergilediklerinden yola çıkarak, fosilleri zoolojik olarak sınıflandırmıştır. 1812 yılında yayınladığı “Fosil kemikler üzerinde araştırmalar” adlı kitabı paleontolojinin başlangıç tarihi olarak görülür. Fosiller üzerindeki çalışmaları ve organlar arasındaki işlevsel ve yapısal uyumluluğu açığa çıkaran araştırmaları ile, karşı çıktığı evrim kuramına büyük katkılarda bulunmuştur. Katastrofizm teorisini ortaya atarak, yeryüzündeki yaşamın geçmişte, kutsal kitaptaki tufanda olduğu gibi bir kaç kez yok edildiğini ve daha sonra tekrar yaratıldığını belirtmiştir. Cuvier, fosillerde değişme boyutunu yakalayamamış ya da görmezden gelmiştir.
William Smith, 1769-1839
1810’da yayınladığı “Stratigraphical System of Organized Fossils” / Fosillerin Stratigrafik Sistemi adlı çalışmasında, jeolojinin, biyolojik evrimle yakın ilişkisini açıklamıştır. Katmanların içlerinde bulunan fosillerle özdeşlik bağlantısı kurar. Yer katmanlarının, jeolojik çağlar boyunca yaşam biçimlerinin izlerini taşıdığını söyler.
Baron Alexander von Humboldt, 1769-1859
Alman Doğa Bilimci özellikle Güney Amerika florası üzerine olan çalışmaları ile tanınmıştır. Floranın yüksekliğe göre farklılaştığını ilk olarak fark etmiştir. Jura dönemini tanımlamış, Jura dağlarının ismini vererek adlandırmıştır. Dünyada bir çok denize adaya ya diğer coğrafik yerlere adının verilmesine rağmen bilim dünyasında ne yazık ki fazla bilinmemektedir.
Alexander Brongniart, 1770-1847
Fransız mineralog, jeolog ve doğa bilimcisi Brogniart. Tersiyer döneminin jeolojik formasyonlarını kronolojik olarak sıralayan v e tanımlayan ilk kişidir.
Cuvier ile birlikte 1811’de yazdıkları “Essai sur la geographie mineralogique des environs de Paris “ makalesinde, stratigrafi’de, katmanları kesin yaşlandırmanın yolunun fosillerle yapılabileceğini belirtmiştir. Trilobitlerle ilgili ilk sistematik çalışmayı ve reptillerin sınıflandırılması ile ilgili ilk sistemi de Brongniart geliştirmiştir.
Étienne Geoffroy St. Hilaire, 1772-1844
Embryoloji, paleontoloji ve karşılaştırmalı anatomi konularındaki çalışmaları ile bilinir. Özellikle Cuvier ile birlikte yaptığı karşılaştırmalı anatomi çalışmaları ile dikkati çekmiştir. Evrim kuramının savunucularındandır. Organizmaların zaman içinde transmutasyonal değişikliğe uğradıklarını kabul eder.
Georg August Goldfuss, 1782 - 1848
Denizel reptiller üzerindeki çalışmaları ile tanınan Goldfuss, 1845’de K.Amerika’da bulunan Mosasaurus’u Prens Maximilian’e ithaf ederek adlandırmış ve bu o nu haklı olarak vertebra paleontolojisinde üne kavuşturmuştur.
19.yy’da Paleontoloji
Bu yüzyıl doğa bilimleri ve paleontolojinin altın çağıdır ve 1834’de Paleontoloji sözcüğü ilk kez kullanılır. Aydınlanma ile başlayan gelişmeler özellikle doğa bilimlerinde kendisini belirgin bir şekilde göstermiş, doğa bilimlerine damgasını vuran bir çok görüş ve hipotezler ortaya atılmıştır. Örneğin en ünlülerinin başında evrim teorisi gelir. Ayrıca güncelcilik ve tekdüzecilik doğa bilimlerinin gelişmesine olanak sağlamış, evrim teorisi ile birlikte düşünce şeklini değiştirerek yaşamı daha anlamlı kılan bir temele oturtmuştur.
Bu dönemde fosilin doğa bilimlerinde önemi büyüktür. Araştırmaların olmazsa olmaz öğesi doğa objesi fosildir. Dünyanın ilk zamanlarından tutun da günümüze kadarki süre içinde fosiller paleoyaşamın bilinmesinde en önemli nesneler olmuştur.
Bu yüzyılda doğa bilimlerinde iki önemli kişi vardır. Bunlar Lyell ve daha sonra gelen Darwin dir. Her ikisi de evrim teorisinin temellerini atan 19. yüzyılın doğa bilimlerindeki ünlüleridir.
Adam Sedgwick, 1785-1873
Özellikle yerbilimlerinde zaman ve kaya ilişkileri ile ilgili çalışmalar arttı. Fosil bu dönemde önemliydi, çünkü bir çok yaş sorununa çözüm getirdi. Fosilce zengin Kambiryen Sedgwick tarafından adlandırıldı. Bu zamanda dünyanın yaşı ile ilgili bir çok görüşler ortaya atıldı. Ona göre dünyanın yaşı milyonlarca yıldı. Sedgwick in diğer bir görüşü de evrim in olmadığıdır.
Sir Roderick Imprey Murchison, 1792-1871
Fosiller artık bir çok jeoloji araştırmasında kullanılmaya başlandı ve jeolojik devirler adlandırıldı. Fosilleri kullanarak, Siluriyen, Devoniyen ve Permiyen Murchison tarafından isimlendirildi ve karakteristik fosillerle bir çok kata ayrıldı.
Sir Charles Lyell, 1797-1875
Cuvier’in Katastrofizm, Lamarck’ın mükemmelleşme yönündeki evrim görüşüne karşı çıkmasıyla ve üniformitarizm (tekdüzecilik) teorisini ortaya atmasıyla bilinen yüzyılın en önemli doğa bilimcilerinin başında gelir. Yerkabuğu katmanları, kayaç oluşum süreçleri, yanardağlar ve fosiller üzerine zengin bir bilgi birikimine sahiptir.
Paleontolojik çalışmalarına dayanarak bazı türlerin yok olduğunu ve yerlerini başka türlere bıraktığına inanması, kendisinden sonra gelen Darwin’ in evrim düşüncülerinin başlangıcını oluşturması bakımından kendisini bu yolda önemli kılar. Farklı jeolojik tabakalarda farklı fosillerin bulunması, altlardan üstlere gittikçe fosil formlarının kompleks yapılara ulaşması, Lyell’ın biyoloji ve evrimle daha çok ilgilenmesinin başlıca nedenleri arasında yer alır. Yazdığı dört ciltlik jeoloji prensipleri adlı eser Darwin’e kuramı için ilham kaynağı olmuştur.
Mary Anning, 1799-1847
Fosilleri ilk kez ticari anlamda değerlendiren ilk kadın fosil toplayıcısıdır. Londra Doğa Tarihi müzesinin devasa salonları onun bulduğu ve pazarladığı fosillerle kendi adının verildiği “Anning salonlarında” sergilenmektedir. Gün ışığına çıkardığı Ichthyosaurus ve Pterosaurus bu salonlarda devasa boyutlarıyla yeralmaktadır.
Alcide d’Orbigny, 1802-1857
Güney Amerika’da önemli bir keşif gezisi yaparak, zengin bir doğa tarihi koleksiyonu oluşturmasıyla bilinir. Bu gezilerde 160 memeli, 860 kuş, 115 reptil, 166 balık, 980 mollusk ve zoofit, 50.000 böcek ve 3.000 bitki örneği toplayarak doğa tarihi müzesine jeoloji, paleontoloji ve etnografya’ya için zengin bir materyal topluluğu kazandırmıştır. d.’Orbigny bir çok foraminifer cins ve türü tanımlamasıyla da ünlüdür. Bu mikro dünyada bir çok cins ve tür onun tarafından tanımlanmıştır.
Charles Darwin, 1809-1882
Yüzyıla ya da yaşam bilimlerine veya tüm insanlığa damgasını vuran bilim adamı Darwin, evrim kuramının sahibi olarak gerçekten ünlüdür. Fosillerin geçmişte yaşayan canlıların kalıntıları olduğunu belirten Darwin yazdığı “Türlerin Kökeni” adlı eserinde de fosillerin bu konudaki önemini vurgulamıştır. Darwin Beagle ile yaptığı keşif gezisinde Lyell in Principle of Geology adlı eseri onun evrim kuramının temellerindeki en önemli harcı olmuştur.
John Phillips, 1800-1874
1841’de Smith’in fosillerle kaya formasyonlarını tanımlama metodunu kullanarak, üç ana jeolojik dönemi adlandırır. Paleozoyik “Balıkların Çağı”, Mesozoyik “Reptillerin Çağı” ve Kenozoyik “Memelilerin Çağı”
Darwin ve Lyell’in, evrim paterni için fosil kayıtlarının yetersiz olduğunu söylemesi üzerine, Phillips fosil kayıtları üzerine çok daha detaylı bir çalışma yapar. 1860 da oluşturduğu diyagram, fosil kayıtlarında ki yaşam çeşitliliğini gösterir. Her çağda, bir öncekiden daha çok yaşam çeşitliliği olduğundan, Paleozoyik ve Mesozoyik sonunda iki büyük yok oluştan
söz etmiştir.
Sir Richard Owen, 1804-1892
Dinozor ismini ilk kez kullanan bilim adamıdır. İngiltere’nin Cuvier’i olarak da bilinir. Evrim tartışmalarında Darwin karşıtıdır. Ancak Güney Amerika fosil topluluklarını bu tartışma öncesinde birlikte araştırmışlardır.
Jean Louis Rodolphe Agassiz, 1807-1873
Dünyadaki balık fosillerini “Les Poissons Fossiles” adlı eserinde tanımlamıştır. Pleyistosen’de bir buzul çağı yaşandığını, Lyell ile birlikte belirtmiştir. Buzul çağının, dünyadaki tüm yaşamı yok ettikten sonra şimdiki faunanın, floranın ve insanların oluştuğu savı ile dikkati çeker.
Alfred Russel Wallace, 1823-1914
Fosil koleksiyoncusu olan Wallace, 1858’de Darwin’den bağımsız olarak uzak Doğuda yaptığı çalışmalar ile evrimde doğal seçilim yasasını keşfetmiştir. Bu bilgileri içeren mektubunu Darwin e göndermiş, zor durumda kalan Darwin, Lyell in de yardımı ile Wallace ve Darwin makalelerini aynı yerde aynı zamanda açıklamışlardır. Konu hakkında Darwin ve Walllace ın birbirine gönderdiği bir çok mektup vardır.
Baron Karl Wilhelm Von Gumbel, 1823-1898
Özellikle tek hücrelilerin ünlü grubu ve jeolojide son derece önemli bir yere sahip, yaş sorununun çözümünde kolaylıklar sağlayan foraminiferler konusunda önemli çalışmalar yapan, özellikle Triyas döneminin bu tek hücrelilerini tanıtan ve bir çok katı bu organizmalara göre tanımlayan Gümbel ayrıca Kuzey Alpler’de Eosen foraminifer faunasını da tanımlamıştır.
Thomas Henry Huxley, 1825-1895
1863’te Man's Place in Nature yayınladığı eserde, primat paleontolojisi üzerinde büyük bir tartışma başlatmasıyla evrim kuramının devamlı sıcak tutulmasını sağlamıştır. Paleontoloji’nin, yaşamın tarihi ve evrim çalışmalarına yön gösteren tek bilim dalı olduğunu söylemesi ile önemli bilim adamları ve evrim kuramının şiddetli savunucuları arasında yer alır. Archaeopteryx’ in bulunmasından sonra, dinozor ve kuşlar arasında ki bağlantı konusunu ilk kez gündeme getirmesiyle çağdaş doğa düşüncesinin mimarları arasına katılır. Kuramın savunuculuğunda daima Darwin in yanında
yer almıştır.
Ernst Heinrich Haeckel, 1834-1919
Biyoloji ve filogeni onun en çok ilgilendiği konular arasında yer alır. Şiddetli bir evrim kuramı savunucusudur. Doğa ile ilgili özellikle mikro hayatla ilgili resimleri son derece ilginçtir. 1866 yılında yayınladığı General Morphology of Organisms, adlı eserinde, bilinen tüm organizmalar arasındaki ilişkiyi gösteren detaylı ilk filogenetik şema Haeckel e aittir.
Melchior Neumayr, 1845-1890
Jura ve Kratese Ammonitleri ve tersiyer tatlısu gastropodları üzerine detaylı araştırmalar yapmıştır. Gastropod ev rimini gösteren ve açıklayan bir çok çalışması vardır. Jura ve Kratese ikilimlerini bu fosilleri kullanarak açıklamış, Ekvatoral ve Arktik faunanın farklılıklarını belirtmiştir.
Othinel Charles Marsh, 1831-1899
1870 yılında Kuzey Amerika’nın kara reptilleri diğer bir deyişle Dinozorlarla ilgili çalışmalarıyla dikkati çeker. Bir anlamda dinozor avcısı adı ile de bilinen Marsh, paleontoloji tarihine dinozorlar üzerinde yaptığı araştırmaları ile ünlüdür. Meşhur Dinozor koleksiyonu bugün Yale üniversitesi Peabody Müzesindedir.
20.yy Paleontolojisinde Öncüler
18-19.yy larda tasvir için, 20yy’ da ise jeolojik problemlerin çözümünde kullanılan fosiller, gelişen teknoloji ile birlikte paleontoloji’yi önemli bir bilim dalı haline getirdi. Mikroskop teknolojisinin gelişmesiyle özellikle mikro dünyaya ait canlılar daha iyi incelendi. Bunun paralelinde yeni bir bilimdalı mikropaleontoloji gelişti ve birçok güncel problemin çözümü sağlandı ve petrol araştırmalarında önemli rol oynadı.
Paleobiyoloji, paleoekoloji, paleocoğrafya, paleobotanik, paleoklimatoloji alanlarında önemli ayrıntılı çalışmalar başladı.
Genetik araştırmalarının gelişmesi ile mikroevrim ile makroevrim farklılığı ortaya çıktı. 1945’den beri mutlak yaşların bilinmesi ile, türlerin yaşam uzunluğu değerlendirilirdi ve zaman tablosunda fosil-mutlak yaş kalibrasyonları yapıldı.
Fosillerin daha iyi incelenmesi ve diğer kronostratigrafi yöntemleri ile Zaman Tablosu detaylı olarak gelişti. Özellikle hominid ler üzerindeki araştırmalar hız kazandı ve insan evrimi ile ilgili olarak yeni keşifler yapıldı.
Charles Doolittle Walcott, 1850-1920
Burgess şeyl faunasını tanımlamasıyla ünlüdür. Bu yüzyılın ortalarına doğru evrim teorisinde yeni gelişmeler görüldü.
Ernst Mayr, 1904- 2006
“Systematics and the Origin of Species” adlı eserini yayınladı. Kitap, doğal seçilim, genetik, mutasyon, populasyon, biyoloji ve paleontoloji’yi birleştirerek Neo-Darwinyen bir sentez ortaya koydu.
Mary Leakey, 1913-1996
Yaklaşık 16 milyon yaşındaki Hominoid Proconsul’u buldu.
Martin Fritz Glaessner, 1906-1989
Güney Avustralya’da 600 milyon yıl öncesi Pre-Kambiryen dönemine ait Ediacara faunası fosillerini, en eski çok hücreli organizmalar olarak tanımladı.
John H. Ostrom, 1928-2005
Bob Bakker’in illüstrasyonları ile Deinonychus tasvirini yayınladı. Dinozorların, çevik, uyanık ve akıllı oldukları tahmininde bulundu.
Stephen Jay Gould, 1941-2002
Noktalanmış Denge teorisini yayınladı. Teori’ye göre, evrim kısa patlamalarla oluşuyor, bu patlamaları, uzun süren değişimsiz periyotlar takip ediyordu.
Donald Johanson 1943-
Dişi fosil hominid Australopithecus afarensis i keşfetti ve Lucy adını verdi. Lucy‘nin bulunması ile, uzun süren homi nid evrimi ile ilgili görüşlerin tersine, hominidlerin beyinlerinin gelişmesinden çok önce dik olarak yürüdükleri anlaşıldı.
Raymond Cecil Moore, 1892-1974
“Treatise Of Invertebrate Paleontology” adlı eseri ile Omurgasızlar paleontolojisinin temel ilkelerini ortaya koydu .
Fosil biliminin bu baş döndürücü gelişimi halen devam etmektedir ve edecektir de. Yeni fosil keşifleri evrimin anlaşılmasında öncü rolleri inkar edilemez. Mikroskop teknolojisindeki gelişmeler ve yeni buluşlar yaşamın başlangıcı hakkında önemli ipuçları vermektedir. Fosiller ve izotop yaşlar, her ikisi zaman cetvelinde detaylı sınırlar çizebilmektedir.
Paleontoloji ve onun alt disiplinlerinin gezegenimizin anlaşılmasındaki rolleri, bilim dünyasında ve yaşamda bir çok problemin çözümüne ışık tutmaya devam edecektir.
Kaynaklar
www-gap.dcs.st-and.ac.uk/~history/ Mathematicians/Thales.
www-gap.dcs.st-and.ac.uk/~history/ Mathematicians/Albertus.
www.kausal.com/leonardo/
www.purfeerst.com/gedcom/d0023/g0000080.
home.tiscalinet.ch/biografien/biografien/gessner
www.newadvent.org/cathen/08661a
www.ucmp.berkeley.edu/history/ray
www.ucmp.berkeley.edu/history/steno
www.lhup.edu/~dsimanek/berstone
www.fact-index.com/j/jo/johann_jakob_scheuchzer
www.thoemmes.com/science.
www.ucmp.berkeley.edu/history/linnaeus
encarta.msn.com/encyclopedia_761589289/ Moore_Raymond
www.albany.edu/veterans/archives/ individuals/orstom
www.freedomsnest.com/mayr
geoclio.st.usm.edu/walcott.html
www.paintedhills.org/CATTARAUGUS/1855Census/ 1855RandolphCensusIndex
www.aeiou.at/aeiou.encyclop.n/n520408.
Şengör, A.M.C., 2000, Jeolojik Takvim. Cogito, Yapı Kredi Kültür sanat ve Yayıncılık, sayı, 22, ek, 3-47.

Hiç yorum yok:


Tugkan ve Ben Bizim evde

Hakkımda

Fotoğrafım
İstanbul, Turkey
1946 yılında İstanbul'da, o güzel İstanbul'da doğdu. Annemin öğretmen olması nedeniyle Manisa'nın Halitpaşa Köyünde 7 yaşına kadar kaldı. İlkokul 1. ve 2. sınıfları burada okuduktan sonra ayrılık nedeniyle, Trakya'nın sırası ile Istranca, Ovayenice ve Kumburgaz köylerinde 3, 4, 5. sınıflarını okudu ve ilkokulu bitirdi. Sonrası o güzel şehir İstanbula geldi. Ulu çınarların süslediği Aksaray'daki Pertevniyal Lisesi'ne kaydoldu. Yedi yıllık orta ve lise eğitimini bu tarihi lisede tamamladı. 1964 de girdiği İÜ Fen Fakültesi'nde, Zooloji ve Jeoloji bölümlerinden 1970 yılında mezun oldu. Sonrasında akademik hayata atıldı. Zorlu ve uzun yıllar çabucak geçti. Şimdilerde İTÜ de Öğretim üyesi olarak çalışmalarına devam ediyor.